KURULUŞ ve TARİHÇE

     Türkiye'de Şeker Fabrikaları kurulması amacıyla Osmanlı İmparatorluğu zamanında (1840-1899) ve ondan sonraki yıllarda bazı teşebbüsler olmuştur. Ancak bu teşebbüslerden hiçbirisi uygulama alanına konulamamış ve bir istek olmaktan ileri gidememiştir.
     Şeker Fabrikaları kurma teşebbüslerinin gerçekleşebilmesi ancak, Büyük Önderimiz ATATÜRK'ün kurduğu Cumhuriyet döneminin sağladığı geniş imkanlar sayesinde olabilmiştir. Bu istikametteki ilk ciddi teşebbüs Uşak'lı Molla Ömeroğlu Nuri (Şeker) adında bir çiftçi tarafından başlatılmıştır. 
     Uşak'ta mahalli birçok müteşebbisin iştiraki ile 19.4.1923 tarihinde 600.000 TL sermaye ile kurulan ' Uşak Terakki Ziraat T.A.Ş. ' 6.11.1925 tarihinde ilk Şeker Fabrikasının temelini atmış ve fabrika 17.12.1926 tarihinde işletmeye açılmıştır.
     Uşak'ta Şeker Fabrikası kurma çalışmaları devam ederken yine aynı yıllarda İstanbul'da da özel şahısların ve bazı milli bankaların iştiraki ile 14.6.1925 'de 500.000 TL sermayeli "İstanbul ve Trakya Şeker Fabrikaları T.A.Ş." kurulmuştur. 22.Aralık.1925 tarihinde Alpullu Şeker Fabrikasının temeli atılarak onbir ayda fabrikanın montajı bitirilmiş ve 26.11.1926 tarihinde fabrika işletmeye açılarak ilk Türk şekerini üretmiştir.
     1933 yılına kadar ülkemizin şeker ihtiyacı bu iki fabrikanın üretimi ile kısmen karşılanmıştır. Bu iki fabrika ile pancar tarımında ve şeker fabrikası işletmesinde hayli tecrübeler edinilmiş olduğundan yeni şeker fabrikaları kurulması gerekli görülmüştür.
     Milli bankalarımızdan bazılarının ortaklığı ile iki şirket teşekkül ettirilmiş ve bunlardan "Anadolu Şeker Fabrikaları T.A.Ş." 5.12.1933 tarihinde Eskişehir Şeker Fabrikasını işletmeye açmıştır.
     Diğer bir şirket olan " Turhal Şeker Fabrikası T.A.Ş. " de 19.10.1934 tarihinde Turhal Şeker Fabrikasını işletmeye açmıştır. 
     Tarımsal , teknik ve idari çalışmaların koordine edilmesi, sermaye kaynaklarının birleştirilmesi amacıyla ayrı şirketler halindeki dört şeker fabrikası, üç milli bankamızın eşit paylarla ortak oldukları tek bir şirket çatısı altında toplanmıştır.22 milyon TL sermayeli TÜRKİYE ŞEKER FABRİKALARI A.Ş. olarak dört ayrı fabrika bu şirket tarafından devralınmıştır.
     Şeker üretim faaliyetleri 1950 yılına kadar zaman zaman tevsi edilen dört şeker fabrikası ile yürütülmüştür . Her yıl artan şeker ihtiyacının tamamen yerli üretimle karşılanabilmesi için 1951 yılında hazırlanan " Şeker Sanayii'nin Tevsi Programı" ile yeni şeker fabrikaları kurulması dönemine girilmiştir. Diğer taraftan da pancar ekicilerinin teşkilatlandırılması amacı ile tarım kesiminde toplumsal dayanışmanın bir örneği olan kooperatifleşme hareketi başlatılmıştır.
     1951-1956 yıllarını kapsayan dönemde toplam onbir yeni şeker fabrikasıinşa edilerek , 1956 yılında fabrika sayısı onbeşe ulaşmıştır. 1962 yılında Ankara Şeker Fabrikası ve 1963 yılında da Kastamonu Şeker Fabrikası, sanayiimizin geliştirilen bir makina fabrikası ile iki atölyede %65'i imal edilerek işletmeye alınmışlardır. Ülkemizin nüfus artışına paralel olarak artan şeker ihtiyacını temin etmek amacıyla yeni şeker fabrikaları kurulması öngörülerek 1977'de Afyon, 1982'de Muş ve Ilgın , 1983'de Bor, 1984'de Ağrı ve 1985 yılında da Elbistan Şeker Fabrikalarının %95'e varan makina ve tesisleri mevcut beş makina fabrikasında imal edilerek işletmeye alınmışlardır.
     Daha sonra sırasıyla 1989 yılında Erciş, Ereğli ve Çarşamba Şeker Fabrikaları, 1991 yılında Çorum, 1993 yılnda Kars, 1998 yılında Yozgat ve 2001 yılında ise Kırşehir Şeker Fabrikaları işletmeye açılmıştır.


       Cumhuriyet Dönemi Türkiye?de Pancar Şekeri Üretimi ve Teknolojileri

       Özet

     İlk şeker fabrikası, - Osmanlı İmparatorluğundaki teşebbüslerden ayrı olarak - Büyük Zaferin kazanılması üzerinden henüz altı ay geçmiş iken Uşak?ta Nuri Şeker?in öncülüğünde başlayan faaliyetler sonucunda 17.12.1926 da açılmıştır. Eşzamanlı olarak başlayan bir girişim ise Alpullu?da daha erken bir tarihte sonuca ulaşmış ve fabrika 26.11.1926 da işletmeye açılarak ilk Türk şekerini üretmiştir.30?lu yılların başına kadar bu iki fabrika ülke gereksinimini kısmen karşılamıştır.Eskişehir ve Turhal Şeker Fabrikaları bu dönemde kurulur. 1950 sonrası açılan fabrikalarla sayı onbeşe ulaşır. Bugün otuz Şeker Fabrikası faaliyet göstermektedir.

       Giriş

     Şeker, yetiştirilmesi ve hasatı oldukça zahmetli ?şeker pancarı? bitkisinin kök gövdesinden elde edilmektedir. Şeker pancarı, gene, yetiştirilmesi kadar zahmetli olan, fabrikasyon basamaklarından geçirilerek ?beyaz şeker? olarak çuvala girmektedir.

       Dünyada şeker üretiminden ana başlıklar

       Sigismund Marggraf 1747?de pancar şekerini ilk elde eden kişi olmasına rağmen bunu sanayiye uygulayan öğrencisi Franz Karl Achard olmuştur(1796).
     Avrupa?da 1830?daki şeker sanayiinin kalkınmasına paralel olarak ülkemizde 1840?lı yıllarda ilk şeker fabrikası kurulması girişimi biliniyor. Bu tarihte Arnavutköylü Dimitri Efendi, İstanbul yakınında bir şeker fabrikası kurmak için faaliyete geçmiş. Hatta 11. Mart 1840 tarihli bir mazbata ile Nafıa Nezareti tarafından Dimitri Efendiye Rumeli ve Anadolu?da şeker pancarı yetiştirmek ve bundan şeker yapmak için on yıllık bir imtiyaz tanınmaktadır. İkinci girişimin 1867?de Davudoğlu Karabet tarafından yapıldığı bilinmekle beraber buna dair belge bulunamamıştır; sadece dokuz maddelik bir şartname bulunmaktadır. Şartnamenin maddeleri arasında o zamanki inanışlarımıza ışık tutan ilginç hususlar vardır: Örneğin şerbet arıtımında kullarnılacak akmtif kömürün sığır veya koyun kemiğinden yapılabileceği, başka hayvanların kullanılamayacağı şart koşulmuştur. Zira domuz kemiği konulursa şeker dinen mekruh olurdu.
     Bu durum aynı zamanda şerbet süzme işlemlerinde günümüzde kullanılan ?kizelgur?un yerine o zamanlar aktif karbon kullanıldığı anlamına gelmektedir. Şeker sanayinin bünyesinde kizelgur üretimi de yapılıyordu ancak bu gün şeker sanayi dışından temin edilmekte olan ?perlit? süzme işlemlerinde yerini almıştır.

       PANCAR ŞEKERİ FABRİKASYONU

       Şekerin Hammaddesi

     Şeker üretimi ilk kez şeker kamışı (saccarum officinarum) bitkisinden Güney Asya?da yapılmış ve oradan dünyaya yayılmıştır. Yurdumuzun iklim koşulları şeker kamışı bitkisini ekonomik olarak yetiştirilmesine elverişli değildir. Dünyanın ılıman ve serin olan kuzey yarım küresi şeker pancarının (beta vulgaris) alanıdır. Büyük araştırma ve bilimsel çalışmalarla ekonomik değer kazardırılan şeker pancarı iki yıllık bir bitkidir. Birninci yılda büyükçe bir kazık kök meydana getiren bitki ikinci yılda dallanır çiçek açıp tohum verir.
     Şeker pancarı yüzyıllarca sebze olarak kullanılmışkan 1747 yılında Berlinli Marggraf pancarı islah ederek şeker üretimi çalışmalarına başladığı zaman pancar kökünde sadece % 0.5-1,5 oranında şeker vardı. Günümüze kadar sürekli çalışmalarla şeker pancarı türlerinde şeker oranı % 14-25?e kadar yükseltilmiştir. Şeker pancarı bitkisinin bazı yabani türlerinin menşei Anadolu olduğundan yurdumuz şeker pancarı tarımına çok elverişlidir.

       Pancarın Fabrikaya Ulaştırılması

     Şekerin fabrikasyonu süreci tarladan hasadı yapılan pancarın fabrikaya getirilmesinden sonrasıdır: Fabrika sahasına ulaşan pancar, önce silolanır, sonra yardımcı tesisler aracılığıyla pancar yüzdürme kanalına sevk edilir. Pancarın silolardan fabrikaya ulaştırılması için kendi ağırlığının en az sekiz-on katı kadar su harcanır. Pancarın su ile sevk edilmesi sırasında pancar aynı zamanda üzerindeki kum ve toprağın bir kısmından da kurutulur.
      Silolarla fabrika arasında; pancar akımını ayarlamaya yarayan ?pancar ayar çarkı?, fabrikaya pancarla gelen taşları ve otları ayıklayan bir ?taş tutucu? ve bir ?ot tutucu? bulunmaktadır.

       Pancarın kıyılması

     Fabrikaya ulaşan pancar bir pancar pompası ile ?yıkama teknesine? alınır, yıkama teknesinin çıkış ucuna ulaşan pancar bir elevatörle ? pancar bunker?ine taşınır. Bunkerin altındaki bıçaklardan ?pancar kıyımı? olarak çıkar. Kıyım haline gelmiş pancar üzerinde otomatik olarak tartıldığı kıyım bandı ile difüzöre (difüzyon kulesi) doğru gider.

       Şerbet Üretimi

     Pancar kıyımı difüzöre girmeden önce difüzyon sıcaklığına yaklaşması için haşlama teknesinde önce ?ham şerbet? ile muamele edilir. Şeker fabrikalarında pancar kıyımındaki şekerin sıcak su aracılığı ile alınmasını sağlayan tesislere difüzyon cihazı adı verilir. Difüzyon cihazlarında 73-75 C lerindeki sıcak su ile temasa gelen pancar kıyımındaki şeker difüzyon olayı gereğince konsantrasyonu yüksek olan ortamdan, yüksek sıcaklık nedeniyle denature olmuş hücrelerden, konyantrasyonu düşük olan ortama, yani sıcak suya geçer.
     Son yıllarda çok çeşitli difüzör tipleri geliştirilmiştir. Bütün difüzyon cihazları ters akım prensibine göre çalışır. Pancar kıyımı difüzor içinde aşağıdan yukarı helezon ile taşınırken ters yönden gelen sıcak su ile karşılaşır ve şekerini suya bırakır. Yeterince şekersizlendirilmiş olarak difüzyon cihazını terk eden pancar kıyımı küspe preslerinden geçirilerek bünyesindeki suyun fazlasından kurtarılır. Sıkılmış küspe ya hayvan yemi olarak doğrudan çiftçiye verilir ya da uzun vadede yararlanılacak şekle getirilmek üzere küspe kurutma tesisine iletilir.

       Şerbet arıtımı

     Difüzyon cihazından çekilen ham şerbet gri-siyah renkli, oldukça viskoz , % 12-17 arasında çözülmüş madde ve pancar kırıntıları ve doku parçacıkları kapsayan , berrak olmayan bir şeker çözeltisidir. Ham şerbet, önce pancar kırıntılarıyla doku parçacıklarından temizlenmek üzere çok ince metal süzgeçlerden geçirilir, buna ?mekanik arıtım? denilir. Asıl arıtım kimyasal usullerle yapılan arıtımdır. Şerbet arıtımı ile ulaşılmak istenen başlıca amaç ham şerbette bulunan şeker dışı maddeleri(şdm) şerbetten ayırmak ve bu surette arılık derecesi olabildiğince yüksek bir şerbet elde etmektir.
     Şeker teknolojisinde, ?arılık derecesi? deyimi, bir şeker çözeltisini kapsadığı tüm kuru madde içindeki şekerin yüzde payıdır.
     Ham şerbetin arıtımı kireçle yapılır. Bu hususta şimdiye kadar çok çeşitli maddeler denenmişse de sonunda kirecin hem ekonomi hem de teknoloji açısından en elverişli seçenek olduğu anlaşılmıştır. Her şeker fabrikasında kirecin taze olarak hazırlanması için kireç ocakları bulunur. Bu ocaklar modern ve otomatik tesislerdir. Ocağa üst taraftan verilen kireç taşı (CaCO3) ?kok (C) karışımı ocağın yanma bölgesinde hava akımı ile yanar ve bu reaksiyon sonunda kireç (CaO) ve karbon dioksit (CO2) meydana gelir. Elde edilen kireç otomatik cihazlarda söndürülerek kireç sütü ( Ca(OH)2) haline getirilir ve ham şerbetin arıtımında kullanılmak üzere fabrikadaki kireçleme istasyonuna iletilir. Kireç ocağında, yanma sırasında açığa çıkan karbondioksit gazı dışarı atılmaz, özel pompalarla emilir, yıkanır ve fabrikada satürasyon (karbonatlama) istasyonuna iletilir.
     Kireçleme işlemi iki kademe olarak yapılır. Kireçlemenin amacı ham şerbetteki kolloidleri pıhtılaştırmak ve organik asitleri çözünmeyen kireç tuzları haline getirerek çökeltmektir. 
     Ham şerbete ilave edilen kireçten reaksiyona katılmayan kısmın şerbetten tekrar uzaklaştırılması gerekir. Bu da doğal olarak süzme yoluyla sağlanır. Ancak iyi ve rahat bir süzme işlemi için şerbetteki kireç fazlasının karbondioksit yardımıyla kalsiyum karbonat haline getirilmesi gerekir. Karbonatlama adı verilen bu işlem, satürasyon istasyonunda, dikey kazanlar içinde yapılır. Bu karbonatlama işlemi de daha iyi sonuç almak amacıyla iki kademede yapılır. Birinci karbonatlama işlemi sonucu elde edilen çamurlu şerbet çamur preslerinden veya döner süzgeçlerden geçirilmek suretiyle, pıhtılaşmış kolloidleri organik asitlerin kalsiyum tuzlarını ve ham şerbet içindeki mikroorganizmaları da birlikte sürüklemiş olan kireç çamurundan ayrılır. Daha uygun bir şekilde yürütülen ikinci karbonatlama sonunda elde edilen şerbet, süzüldükten sonra ?sulu şerbet? adını alır.

       Sulu Şerbetin Buharlaştırılması

     Sulu şerbet, %12-15 oranlarında kuru madde kapsayan açık sarı renkli, berrak bir şeker çözeltisidir. Çok seyreltik olması nedeniyle, sulu şerbet, doğrudan doğruya pişirme istasyonunda işlenmeye elverişli değildir. Bu nedenle sulu şerbet özel buharlaştırma istasyonunda kaynatılmak suretiyle, % 60-65 ve hatta bazı hallerde % 70 oranında kuru madde kapsayan bir çözelti haline gelinceye kadar buharlaştırılır. Bu suretle ele geçen yüksek derişimli şeker çözeltisine ? koyu şerbet? adı verilir.

       Şekerin Kristallendirilmesi

     Kristalizasyon, kimya sanayinde her zaman kullanılan bir fiziksel arıtım şeklidir. Belli bir arılık derecesindeki bir şeker çözeltisinden ? örneğin koyu şerbetten- kristalizasyon yoluyla elde edilen şekerin arılığı, orijinal çözeltinin (koyu şerbetin) arılığından daha yüksektir. Buna karşılık kristalizasyondan, orijinal şeker çözeltisine ? yani koyu şerbete- oranla daha düşük bir arılık derecesinde olan bir ana şurup kalır. Bu ana şurupla yapılan ikinci bir kristalizasyon sonunda elde edilen ikinci ana şurup veya duruma göre, üçüncü kristalizasyon sonunda elde edilen üçüncü ana şurup artık yüksek oranda şeker kapsayan bir çözelti olmasına rağmen, kristalizasyona elverişli olmayan, düşük arılık derecesinde bir çözeltidir. Şeker sanayinde buna son şurup veya ?melas? denilir.
     Şeker sanayinde kristalizasyon işlemi vakum altında çalışan ve bir buhar kamarası aracılığı ile ısıtılan dikey kazanlarda yapılır. Yüksek konsantrosyonlu (derişik) bir şeker çözeltisi normal basınç altında, 100 C?- den yüksek sıcaklıkta ancak kaynayabilir. Halbuki böyle yüksek bir sıcaklıkta kaynatılan şeker çözeltisinde şeker, sıcaklığın etkisiyle parçalanır. Bunu önlemek ise ancak kaynatma işleminin düşük sıcaklıklarda yani vakum altında yapılmasıyla mümkündür. Bu nedenle şekerin kristallendirilmesine yarayan bu kazanlara ?vakum kazanları? da denir. Uygulamada sürekli bir hareket altında yürütülen bu kristallendirme işine ?pişirim? adı verilmiştir. Pişirim sonunda elde edilen çok koyu, kristalli kütleye ise ?lapa? denir. Vakum cihazlarında pişirimi tamamlanan lapa yatık silindir şeklindeki dinlendirme kaplarına boşaltılır. Dinlendirme kapları, lapayı sürekli hareket halinde tutan bir karıştırma tertibatı ile donatılmıştır. Dinlendirmenin amacı lapanın sıcaklığının düşürülmesi ve aynı zamanda kristalizasyonun geliştirilmesidir. Kristalizasyonu tamamlanmış olan lapa yüksek devirli santrüfüjlerden geçirilir ve bu surette ana şurupla kristal kütlesi biri birinden ayrılır. Arılık derecesi bu suretle oldukça yükseltilmiş bulunmasına rağmen bu şeker ürünü, yine de tüketime elverişli nitelikte değilidir. Şeker teknolojisinde böyle ara ürünlere ?ham şeker? adı verilir. Bu ara ürünler tekrar suda çözülerek ? Klere? adı verilen arılık dereceleri yüksek şeker çözeltileri hazırlanır. Yarı yarıya (veya biraz daha değişik oranlarda) koyu şerbet ve klere karışımının pişirilmesiyle elde edilen ürüne ?beyaz şeker ? denilir. Fabrikalarımızda üretilen krislal şeker aslında, beyaz şekerdir.
     Tamamen klereden elde edilen ürüne ise ?rafine şeker? denir. Fabrikalarımızın üretimi olan küp şeker ise rafine şekerdir.
     Santrifüjü oldukça ıslak olarak terkeden kristal şeker önce modern cihazlarda kurutulur, elenir ve tartıldıktan sonra ambalajlanır.
    Santrifüjden yine ıslak olarak ayrılan rafine şeker preslerden geçirilmek suretiyle küçük ve muntazam parçalar halinde kalıplanır, kurutulur ve modern ve otomatik cihazlarda küçük kutular içinde ambalajlanır.

       Kalite ve İşletme Kontrol

     Bir şeker fabrikasında düzenli ve verimli bir çalışmanın sağlanması ve sürdürülmesi için bütün faaliyetlerin ve şeker fabrikasyonunun hem maliyet hem üretim ve zayiat açısından sürekli ve dikkatli bir kontrol altında tutulması gerekir. Fabrikalarda, fabrikasyon sırasında yapılması gereken kontrol görevi laboratuvara verilmiştir. Her türlü modern kontrol ve analiz cihazlarıyla donatılmış bulunan laboratuvar, tüm kampanya süresince fabrikasyonun her kademesini sürekli bir kontrol altında tutmak suretiyle normalin üzerinde olan herhangi bir şeker kaybını saptar ve bunun önlenmesi olanağını sağlar.

       Şeker Fabrikalarının Tekno-kültürel Etkileri

     Yurdumuzda şeker pancarı tarımı Cumhuriyetle başlamıştır. Kuruluş yıllarında ülkemizde tarım tekniği çok geri ve pancar verimleri çok düşüktü. Türkiye Şeker Sanayini yıllar boyunca kontrollu bir teknik tarım sistemini uygulaması ve çifitçimizin bu sitemi benimsemesi sonucu bugün pancar verimi Avrupa düzeyine ulaşmıştır.Yurdumuzda hiçbir kültür bitkisinde bu kadar verim artışı sağlanamadığı bir gerçektir. Sanayinin fabrika dışındaki üretim süreçlerine ve ziraata bu kadar olumlu etki ve katkısı Türk Şeker Sanayinin özenle vurgulanması gereken bir yönüdür.
     Bu durumu tarım hayatının sosyo-kültürel yönünü bölgesel kalkınma, istihdam, ev ekonomisine katkılar, eğitim ve spor etkinlik ve kuruluşları yoluyla etkilemiştir. Şeker fabrikalarının kuruluşundaki ana hedef, yalnız ülkenin şeker gereksinimini karşılamak değil, tarımı ve dolayısıyla çiftçiyi kalkındırmak olmuştur.
     Şeker sanayii kuruluşundan itibaren araştırma ve geliştirme faaliyetlerine önem vermiştir. Şeker Enstitüsü hem tarım hem de teknoloji araştırmalarını sürdürmektedir.
    Şeker Sanayi bir makina imalat endüstrisini bizzat geliştirme yönünü seçmiştir. Kendi bünyesindeki makina imalatı, şeker fabrikalarının yedek parça ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla başlatılmıştır. Bu maksatla ülkenin pancar tarımına elverişli ve genel olarak sanayi merkezlerinden uzak bölgelerinde bulunan şeker fabrikaları ile birlikte küçük çapta tamir atölyesi niteliğinde kurulmuştur. Nüfus ve milli gelir artışına paralel olarak büyüyen şeker gereksiniminin tamamen ülke içinde karşılanması için, yeni fabrikaların kurulmasına ve mevcut fabrikaların ise tevsi ve modernizasyonuna ihtiyaç duyulmuştur.
     Bugün mevcut beş makina fabrikasında, komple şeker fabrikası anahtar teslimi olarak yapılabilmektedir. Sanayinin diğer kollarına da katkı sağlanmaktadır.

       Nuri Şeker?den günümüze

     Çok genel olarak demek gerekir ki, şeker sanayinin ilk döneminden bu zamana kadar üretim teknolojisinin ana ilkelerinde, yönteminde bir değişiklik olmamıştır. Değişiklikler ancak teknolojide kullanılan ekipman ve gereçlerdeki değişikliktir. Bu konuda kaynaklardaki bilgilere ulaşmak mümkündür. Ancak konunun tarihsel bir yanını da göz önüne getirerek Nuri Şeker?in oğlu Muhsin Şeker?in babası ile ilgili anılarından bu durumu anlamak mümkündür.
     ?Babam, fabrikayı kurmadan evvel şekeri evimizde imal etmeyi başarmıştı. Köyde yetişen pancarı şehirdeki evimizde kazanlara koyup kaynatıyor, kabuklarını soydurup rendeletiyor, ağaçtan yapılmış sıkma makinemizde sıkıp elde edilen şerbete kireç ayranı katıyor, sabaha kadar öyle bırakıyordu. Sabah, kireci altına çökmüş şerbeti bulandırmadan başka kazanlara aktarıyor ve bundan köpük helvası yapıyordu? Ben, yapılan bu helvaları pazara götürür, bağıra-bağıra satardım, şehirlisi, köylüsü kapış kapış alırlardı."
     Babam bununla yetinmedi. Sayısız deneylerden sonra, pancar kokusu alınmış koyu şerbet elde etti, bu revaki dükkan dükkan gezdirdi, - İşte dedi, bu şekerin koyu şerbetidir. Bir şeker fabrikası yaptıralım, tarlalarımıza bol bol ?çükündür? ekelim, hem paralarımız Avrupa?ya gitmesin , hem de çoluk-çocuk, milletimiz bol şeker yesin? Anlaşılıyordu ki fabrika, babam için ölümsüz bir amaç olmuştu.?
     Bugün ulaşılan noktada, şeker teknolojisi açısından bakılırsa ekipman ve ara maddeler günün gereklerine göre gelişip değişmiş olsa da yöntem olarak bir değişiklik belirgin olarak göze çarpmaz. Şeker Sanayinin katettiği yol ise Nuri Şeker?den ülkeye yayılmış 30 şeker fabrikası ve 5 makina fabrikası ile hem sanayiye hem tarıma katkısı ile ortadadır.